Allah ismiyle işaret edilen

Osho, Deneyimin içsel dünyası dışsal gerçeklikle nasıl ilişki kuruyor?

Ortada iki hakikat yok. Tüm ikilik sadece kavramlaştırmada var. Bölen şey zihindir: Daha aşağıda ve daha yukarıda, iyi ve kötü, içsel ve dışsal, cehennem ve cennet. Bölen şey, zihin! Ama hakikat bölünmeden kalır. O tektir. Sen içselin nerede bittiğinin ve dışsal olanın nerede başladığının sınırlarını çizemezsin. Sınır çekme olasılığın yok.

İçsel olan dışsaldır ve dışsal olan da içseldir. Onlar mutlak olarak birdir.

Bunu görmek tüm ayırımlardan ve tüm şizofreniden bağımsız olmak demek.

Entelektüel nedenlerle bölmek iyi bir şey. Bir şeyleri anlamak için onları kategorilere ayırmak iyi bir şey. Fakat hakikati bilmek için kişinin tüm kategorilerden, tüm zihinsel kavramlardan vazgeçmesi gerekiyor çünkü onlar sınırlardır. Onlar tanımlayabilmek için sınırlanmak zorunda. Sen sınırsız olanı tanımlayamazsın. Bölmek ve parçalara ayırmak zorundasın. Sadece parçalar tanımlanabilir: Bütün olan tanımlanamaz.

Ama sen bütünü parçalara böldüğün anda artık gerçek yoktur. Bütün, bütün olarak kalır.

Sadece Lao Tzu’nun söylediklerini bir dinle:

 

Yüce Tao akar her yere,

Sağa ve sola

Her şeyin varlığı ona bağlıdır

Ve onları terk etmez.

Elde ettiklerinde hak iddia etmez

Sever ve gözetir her şeyi

Ama efendilik taslamaz

 

Tao akmaya devam eder; sola, sağa, günah işleyene, azize, hepsine açıktır. O herkesin üzerine yağmayı sürdürür. Aşağıda ya da yukarıda olan arasında, kabul edilen, seçilmiş olanla reddedilmiş, lanetlenmiş olan arasında hiçbir ayırım yapmaz. Yüce Tao akar her yere…. Hiç sınır tanımaz. Bir şeyden diğerine atlar. Erkekten kadına, yin’den yang’a. Yin yang olmayı, yang yin olmayı sürdürür.

Bunlar o anlardır…sen kendi varlığında bunu izlemedin mi? Sen normalde bir erkek olabilirsin. Bazen erkek değilsin: Bir kadınsın. Normalde bir kadın olabilirsin ama bazen bir erkeksin. Tao akmayı sürdürür. Hiçbir şey onu engelleyemez. Her erkeğin bilincinde dişi anlar vardır ve her dişinin bilincinde de eril anlar vardır. Erkek ve kadın birliktedir, bölünemez, aynı madalyonun iki yüzüdür.

 

Yüce Tao akar her yere,

Sağa ve sola

Her şeyin varlığı ona bağlıdır

 

O gözle görülmeyen bir enerji, bir bilinç, bir huzur okyanusudur; sat-chit-ananda’dır, o bilinçtir, o huzurdur. Fakat bu üç kelime bile üç şey değil. Hıristiyanlıkta olan üçleme kavramı güzel ama ortada üç Tanrı yok, sadece bir Yaratan var. Üç yüz. Hinduların Trimurti kavramı daha da güzel: Üç yüzü olan tek Tanrı. Aslında Yaratan insanlar kadar çok yüze sahiptir.

Yaratan bütün demektir. O’nu nereye koyacaksın? Dışsal gerçekliğe mi, içsel gerçekliğe mi? Sevdiğin zaman sevgilin senin içsel gerçekliğinin bir parçası olur. O senin için dışsal bir şey mi? Sen onun için dışsal mısın? Tüm bu eski kategoriler ortadan kaybolmaya başlar; işte aşkın güzelliği bu çünkü o senin her şeyin gözle görülmeyen birliğini fark etmeni sağlar.

Elde ettiklerinde hak iddia etmez.

 

Yaratan sessiz kalır. Tao sessiz kalır. O hak iddia etmez. Her şeyi sever ve gözetir ama efendilik taslamaz.

Tao ile gerçek Yaratıcı ile ilgili çok güzel şeylerden biri de budur: O patronluk taslamaz! Senin Tanrın patronluk taslamaya başladığı anda, senin egon Tanrı’nın için girmiş, sen Yaratan’ın sahtesini oluşturmuşsun demektir. İşte bu yüzden birçok tanrı gerçek olmayan tanrılara dönüşmüştür. Senin zihnin onları bozdu. Sen tüm saçmalıklarını tanrı kavramına taşıdın. O kavramı tamamen zehirledin.

 

Tao sever ve gözetir her şeyi

Ama efendilik taslamaz

 

Bu yüzden Tao sadece yardımcı olan bir şeydir, asla zorlayıcı değildir. Taocu asla itaatten bahsetmez, sadece Tao ile uyum içinde olmaktan söz eder. İçsel ve dışsal olan uyum, mutlak uyum içindedir. Onlar aynı müziğin notasıdır, aynı müziğin iki notasıdır; aynı orkestrada çalan, mutlak uyum içindeki iki müzik aletidir: Uyum içinde olmak Tao’nun yoludur.

Gerçeğe uyanma anında kişi sadece Tao’ya başkaldırmaması gerektiğini fark etmekle kalmaz, bunu yapamayacağını da görür.

Başka türlü olamazsın! Neye inanmaya devam edersen et bu böyle. Kendini bir birey olarak düşünüyor olabilirsin; değilsin çünkü ayrı değilsin. Senin düşüncen sadece senin düşüncendir. O senin kendine ait fikrin. O hiçbir hakikatle örtüşmüyor ve bu yüzden de sadece senin sefil olmana yol açıyor.

Bu içsel ve dışsal kavramı insanoğlu için çok fazla sefalete neden oldu çünkü o zaman insanlar dışsal olanı bırakmaya başladılar. İşte dışsal olandan elini eteğini çekme fikri böyle ortaya çıktı: “Dışsal olandan vazgeç ve içsel ol!” Ama bunu nasıl yapabilirsin?

Ağaçta bir elma var. O dışsal. Eğer onu yersen, içsel  bir hale gelir: O senin kanın, kemiklerin, iliğin olur. O neden içsel oldu? Dışsal neden içsel oldu? Ve bir gün ölürsün ve içinde olan her şey yine dışarıda olur, dünyaya geri döner. O bir elma ağacını besler, daha fazla elma olur.

Sen nefes aldığında o içsel olur. Sonra nefesini dışarı vermen gerekir. Nefes nerede içsel oluyor? İzle. Buda’nın söylediği şey bu: Nefesini izle; onun ne zaman içsel, sonra tekrar ne zaman dışsal olduğunu gör. Sadece nefesini izlediğinde tüm ayırımlar ortadan kalkar. Sen onun aynı çember olduğunu görebilirsin. İçsel olan dışsaldır ve dışsal olan içseldir.

Bunu kendi nefes alıp verme çemberinde gördüğün  anda büyük bir sorunu çözmüş olursun, büyük bir ikilik ortadan kalkar. Sen artık bir beden ya da ruh olmazsın. O zaman bu kelimelerden bahsetmezsin. O zaman bütün kelimeler sadece çocukça gelir; belki kullanışlıdır ama hiçbir gerçekliği, hiçbir doğruluğu yoktur. Sadece kullanışlı, işe yarar olur.

 

Bana soruyorsun:

Deneyimin içsel dünyası dışsal gerçeklikle nasıl ilişki kuruyor?

 

Onlar ilişki kurmuyor! Çünkü onlar iki ayrı şey değil. Onlar tek bir şey. Bu genellikle büyük bir soru oluyor. Fakat soru temelde hatalı, bu yüzden verilmiş olan tüm yanıtlar da hatalı. Sen bir kere yanlış soru ile başladığında tekrar tekrar yanlış sonuçlara varırsın.

En az beş bin yıldır insanoğlu bir konuda şaşkın durumda: Beden/zihin problemi. Onlar ne şekilde ilişkili? Öncelikle bölüyorsun…Bu ayırım hatalı. Beden ve zihin birbirinden ayrı şeyler değil. O bedenzihindir. Onlar tek bir varlık. Zihin sadece bedene bakmanın bir yolu ve beden de zihne bakmanın bir yolu. O farklı açılardan bakılan aynı hakikat. İki değil. Fakat bir kere beden ve zihnin ayrı olduğunu düşündüğün zaman sorun ortaya çıkar: Bunlar nasıl ilişki kuruyor?

Sadece küçük bir hareketi izle: Elini kaldırmayı düşünürsün; bunu nasıl yapıyorsun? Bu kadar basit bir olayı, elini kaldırmayı nasıl yapıyorsun? Felsefeciler bu içsel ve dışsal olayı yüzünden şaşkın durumda ve yanıtı, bunun nasıl olduğunu bulamıyorlar: Düşünce zihinde ve bedenin bir parçası kaldırılıyor; beden nasıl zihinden gelen bir emri izleyebilir?

Zihin gözle görünmez bir şey, maddesel değil; beden gözle görülebilir, maddesel bir şey; madde zihni nasıl takip edebilir? Bağlantı nedir? O beden diline nasıl dönüşüyor? Ona nasıl karşılık geliyor. Fakat bana sorarsan temelde soru yanlış: Senin içinde iki varlık yok; hepsi tek. O zaman sorun ortadan kalkıyor.

Bana içsel olanın dışsal gerçeklikle nasıl ilişki kurduğunu soruyorsun. Ortada iki gerçeklik yok. İçsel ve dışsal diye bir mesele yok. Onlar ilişki kurmaz. Onlar tek. İki sevgilinin birbiri ile ilişkisi ne? Eğer onlar sevgiliyse ilişki kurmazlar; onlar tektir. Aşkta tekliği tanırlar. Eğer sevgili değillerse o zaman ilişki kurabilirler. O zaman ilişki çok fazla olmaz. O daha çok çatışma, daha az ilişki kurmak demektir. Birlikte olmaktan çok kavga etmek demektir.

Eğer aşk olduysa o anda hiç ayırım olmadığı açıkça ortaya çıkar. O zaman onlar uyum içinde hareket etmeye başlarlar. Ve bu uyumun dışarıdan zorla verilmesi diye bir durum söz konusu da değildir. Hayır, o kendi kendine, herhangi bir çaba göstermeksizin, herhangi bir yetiştirme, herhangi bir koşullandırma olmaksızın gelir. Sadece gerçekleşir. Ağaçların yukarı doğru büyümesi gibi…tıpkı bunun gibi. Kuşların uçabilmesi gibi…tıpkı bunun gibi. Çiçeklerin açabilmesi gibi…tıpkı bunun gibi. Bu doğaldır.

İçsel ve dışsal mutlak bir uyum içinde. Aralarında bir ayırım yok. Fakat insanoğlu bir ayırım yarattı ve bu konuda fazlasıyla endişe de yarattı. Ayırımdan vazgeç ve o endişenin de ötesine geç.

Kişi ikiliklerden vazgeçtiğinde inançlı olur. Kendini dünyadan ayrı düşünme. İşte bu yüzden Zen insanları şöyle diyor: Dünya Nirvana’dır. Başka bir aydınlanma yok.

İşte bu yüzden geçen gün Zorba Buda’dan bahsediyordum. Zorba dışadönüktür, Buda içe dönük. Zorba kim olduğu konusunda en ufak bir fikre sahip değildir, Buda dünyadan vazgeçmiştir, sadece kim olduğunu düşünür. Onun tüm bilinci içeri dönmüştür. Zorba kadınlarla, şarapla, dansla, şarkıyla ilgilidir, onun tüm enerjisi dışarı dönüktür.

Bana göre Mükemmel Ermiş ayırımları olmayan kişidir. O tüm yönlere, hem içsel hem dışsal olana akar çünkü bu konuda herhangi bir sorun yoktur. Bunların hepsi tek akıştır. Bu tek akışta olmak Allah’ı bilmektir.

OSHO

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: