Kendine Güven ve Benlik Algısı Arasındaki İlişki

‘’Her insan, bir rolü mükemmel bir şekilde oynayabilir, kendini’’ (Vittorio De Sica)

 

Benlik algısı kısaca kişinin kendisi hakkındaki algılarıdır. Ben dürüstüm, ben kırılganım, ben çalışkanım vs. Kendine güven olumlu ve gerçek benlik algısı ile mümkündür. O nedenle de kendimize olan güveni sağlamak için olumlu ve gerçek benlik algısına nasıl ulaşacağımızı bilmemiz gerekir.

Olumlu benlik algısı

Olumlu benlik algısına kavuşmanın temelinde olumlu yaşantılar yatmaktadır. Bireyin düşüncelerinin önemsendiği, küçük yaştan itibaren birey olarak kabul gördüğü, fiziksel ve psikolojik şiddetin daha az yaşandığı bir ortamda büyüdüğü vs. olumlu yaşantılar bireyin benlik algısının olumlu olmasını sağlayacaktır.

Hem olumlu hem gerçek benlik algısının gelişimini ve değişimini en çok etkileyenler bireyin en fazla etkileşimde bulunduklarıdır. Okul çağına kadar aile ve yakın çevre, okul çağıyla birlikte aile ve yakın çevreye ek olarak öğretmenleri ve okuldaki arkadaşları bireyin benlik algısını olumlu ve olumsuz şekilde en fazla etkileyenlerdir. Tabii artık bunlara medyayı özellikle de sosyal medyayı da eklemenin zamanı geldi.

Gerçek Benlik – İdeal Benlik

 

Eğer birinin ruhunu görmek istiyorsan, ona hayallerini sor. (William James)

 

En kısa anlamıyla gerçek benlik ne olduğumuz, ideal benlik ise ne olmak istediğimizdir. İdeal benliğe ulaştığında kişi kendini gerçekleştirmiş olacağı düşüncesiyle mücadele eder. İdeal benliğe ulaştığında bütün sorunları halledeceğini düşünmektedir. Ancak bu her zaman böyle olmaz. Bazı insanlarda ideal benliğe ulaşmak kaybetmenin başlangıcıdır. İdeal benliği beklediği kadar mutlu edici bulmaz.

Yine bazı insanlar ideal benliğinin ne olduğunu bir türlü bulamadığından, her gün kendine yeni hedefler koyar fakat hiçbirinde sabit kalamaz, her görüştüğü insanla birlikte, her etkilendiği filmle birlikte ideal benliğini yeniden şekillendirir. Diğer bir insan tipi ise hiç kaybetmeden, hiçbir şeyi eksik bırakmadan her şeyi kazanmak isteyendir. İdeal benliği, her yönüyle mükemmelliğini kanıtlama aracı olarak görür.

İdeal benliğe ulaşma yolunda çekilen türlü sıkıntıların temel nedeni, bireyin gerçek benliğini iyi tanımaması ve/veya kabullenmemesidir. Gerçek benlik ideal benliğe gidecek yolun startı olmalıdır.

Gerçek benliğini tanıma

Gerçek benliğini tanımak, kabul etmek gerekir ki zordur. İnsan gibi karmaşık bir yapının asıl potansiyelini ortaya çıkarmak hem birey için, hem aileler için çok güçtür. Bunu ortaya çıkarmak için otobiyografi, kişilik ölçekleri vb. teknikler kullanılmaktadır.

Aileler çocuklarının potansiyellerini ortaya çıkarabilecek özgür ortamı sağlamalı ve iyi bir gözlemci olmalıdır. Bununla birlikte çocuğuyla iyi iletişim kuran, çocuğunu etkin dinleyen anne babalar çocuklarının ilgi ve yetenekleriyle ilgili ipuçları toplayabilecektir. Bu aktivite çocuğun kendisine saygısını da arttıracağı için, çocuk daha özgür kararlar verebilecek ve gerçek benliğini fark etme anlamında yol kat edebilecektir.

Kendi hayallerine ulaşamamış anne babalar hayallerine çocukları aracılığıyla ulaşmaya çalışmaktadır. ‘’Ben doktor olamadım ama oğlum olacak’’. Mükemmeliyetçi ailelerde de farklı bir sıkıntı var. Onlar neredeyse çocuklarının emekliliğine kadar, bütün hayat planını hazırlamıştır! Bu ailelerde çocuk zaman zaman oyun oynamasına izin verilen robot gibidir.

Aslında herkes dahidir. Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir. Albert Einstein

Howard Gardner tarafından 1983 yılında ortaya atılan Çoklu Zeka Kuramı’na göre zeka 8 kategoriye ayrılmıştır: Görsel-Uzamsal, Sözel, Mantıksal-Matematiksel, Kinestetik, Müziksel, İçsel, Sosyal, Doğasal-Varoluşsal. Bunlara ileride farklı zeka türleri de eklenebilir. Bir insan zeka türlerinden herhangi birine sahip olmadığında bu onun zekasız olduğunu göstermez. Bir diğer zeka türüne ya da birden fazla farklı zeka türlerine sahip olabileceği unutulmamalıdır. Onun içinde insanın hem gerçek benlik algısının oluşmasında, hem zeka değerlendirmelerinde tek boyutlu bir ölçüt belirlemek yetersizdir.

Gerçek benliğini kabul etme

Gerçek benlikle ilgili bir diğer sorunda bireyin gerçek benliğini kabul etmek istemeyişidir. Özellikle kendisi ile barışık olmayan bireylerin yaşadığı temel sorunlardan biri budur. Gerçek benliği ortaya çıktığında saygınlığını kaybetme korkusuyla hiçbir ortamda doğal davranamadığından, her girdiği ortam için farklı bir maskesi vardır.

Mükemmeliyetçi ve kusursuz görünme kaygısında olan anne-babalar nedeniyle, çocuklar hatalarının ortaya çıkmasına korkan bireyler haline gelmiştir. Birey bırakın gerçek benliğini kabul etmeyi, en ufak bir hatası söylendiğinde ya da eleştiri aldığında dünyası başına yıkılır. İnsanların ona saygı duymadığı düşüncesine kapılır. Bir daha aynı hatayı yapmamak için çantasındaki maskelerine bir yenisini daha ekler.

Bu sorunları yaşayan bir diğer insan tipi ise çevreden hiçbir zaman olumlu dönütler alamamış insan tipidir. Büyüdüğü aile, konuşma aksanı, dış görünüşü vs. gibi elinde olmayan sebepler nedeniyle sözüne değer verilmemiş, hayalleri küçümsenmiştir. O da gayet doğal bir şekilde kendine olan saygısını kaybetmiş ve ideal benliğe kavuşmayı ideal uçuş olarak görmüştür. Bir gün doktor olacaktır ve bu herkese kapak olacaktır!

Sonuç ve öneriler

İnsanların kendine olan güvenini sağlamlaştırmak için öncelikle bireylerin gerçek de var olan ilgi ve yetenekleri, ruh halleri, güçlü ve zayıf yönleri gibi kişisel özelliklerini açığa çıkartmak gerekir. Sonrasında da bireyin gerçek benliğini kabul etmesi ve o temelin üzerine inşa edeceği bir ideal benlik oluşturması gerekmektedir. Aksi takdir de kuru bir kendine güven pompalaması sonucu, başarısız olacak birey hem gerçek benliğinden hem ideal benliğinden uzaklaşacak; kendine tamamen yabancılaşacaktır.

 

Açıkça büyük amaçlar tasarlayan ve daha sonra bu amaçlar için oldukça yetersiz olduğunu gizlice kavrayıveren kimse, çoğu zaman bu amaçlardan vazgeçecek kadar güçlü de değildir. İşte o zaman ikiyüzlülük kaçınılmazdır. Friedrich Nietzsche

 

Olumlu yaşantılar olumlu benlik algısını dolayısıyla kendine güveni arttıracağı için bireyler kendilerine başarabileceği ortamlar oluşturmalıdır.

Aile, öğretmen, yakın çevre bireyin benliğinin şekillenmesinde ayrı bir öneme sahiptir. Bu nedenle de anne baba ve öğretmenlere büyük iş düşmektedir. Aile ve öğretmenlerin bireyi tanıma teknikleri konusunda bilgilendirilmesi bu anlamda faydalı olacaktır. Ayrıca öğretmen ve ailelerin daha fazla sevgi ve sabra ihtiyaçları bulunmaktadır.

Bir diğer husus bireylerin kendilerine karşı anlayışlı ve sabırlı olması gereğidir. Örneğin otuz yaşına kadar kendine güveni olmamış, öz disiplini hayatı boyunca uygulayamamış bir bireyin, bir anda komple değişmesi mümkün değildir. O nedenle çıktığı bu zorlu yolculukta daha fazla mücadele gücüne ihtiyacı vardır.

Kendine güveni tam, kendini iyi tanıyan ve bunun üzerine ideallerini inşa edebilen bireyler olabilmek ümidiyle…

 

http://indigodergisi.com/2012/11/kendine-guven-ve-benlik-algisi-arasindaki-iliski/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: