NEFS ve GÖLGE

“Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil.” Şems-i Tebrizi

Nefs olarak burada psikolojide geçen ID kavramından yani kişinin güdülerinin baskın geldiği alandan,  Carl Gustav Jung’un  ise gölge dediği, spritüal açıdan da karanlık yanımız olarak tabir edilen alandan söz ettiğini var saydığımızda, bundan kaç yüzyıl evvel her şey söylenmiş, bizler sadece hatırlıyoruz diyebiliriz.

Bizler bu alanı reddetmeye eğilimli eğitildik. En çok da bunu duygularımızı reddederek yapmaya çalışıyoruz. Kızıyoruz, öfkeleniyoruz, kırılıyoruz, acı çekiyoruz ama belli etmiyoruz! Çünkü ne yapılım, çok ‘cool’uz!! J Bunu yaptıkça bölünüyoruz. Bölündükçe kendimizden (merkezimizden) uzaklaşıyoruz.  Ve tabi bu durum bir çok hastalığı beraberinde getirmekle birlikte bizi yaşam hazzından eksik bırakıyor. Bunun arkasına baktığımızda da bir çok etken ile karşılaşabiliyoruz.  Hatta psikolojik olarak baktığımız da, tüm savunma mekanizmalarını bizde ki karanlığı yok etmek için oluşturduğumuz bilinmekte.

Diğer taraftan,  bilimsel açıdan da ispatlanmış bir gerçek olarak kuantum fiziği bize her şeyin enerji olduğunu ve hiçbir enerjinin yok olmadığını söylemekte.  Yani buradan anlıyoruz ki karanlık yok edilemez, sadece dönüştürülebilir. Ama dönüştürüle bilinmesi için görülmesi yani bilinmesi gerekmektedir.

Daha basit bir örnek ile devam edecek olursak, aldığımız bir kişisel gelişim kitabından etkilenip orada gördüğümüz profil olmaya çalışabiliriz.  Bu kendimiz adına çok güzel bir seçim olsa da, karanlık tarafımızı ‘oku’yabildiğimiz de çalışır hale gelir. Çünkü orada da idealize edilmiş profil vardır ve biz orada gördüğümüz kişi olmak isteriz. Ve bu gayet de doğaldır çünkü gelişmek için itilim ile dünyaya geliriz.  Ama diğer tarafından baktığımızda, şu anda olduğumuz kişiyi reddediyorsak, kitapta gördüğümüz o özellikleri edinmemiz zorlaşır ve o özelliklere sahipmiş gibi yapmaya başlarız. Bu da yine bizi merkezimizden sapmaya götürür.

Bütün bilgelik okulları, kendini bilmekten geçer. Olmak istediğimiz kişiye de (idealize ettiğimiz bene), kendini bilerek ulaşabiliriz. Kendimizi bilmeden ilerlediğimiz her yolda kayboluruz. Örneğin Tasavvuf ; İnsan-ı kamili, kendisinde bütün varlık mertebelerini toplayan kişi olarak tanımlar. İnsan-ı kamil kendisinde ki tüm mertebeleri bilmiş kişidir.

Satırlarımı sonlandırırken;

Nefsimizi yok saymadan,  karanlığın aydınlığımızı barındıran kutsal bir hazine olduğunun idrakinde ve yaşamın önümüze çıkardıklarının en yüksek hayrımıza olduğunun bilincinde, güzel günler dilerim hepimize.

Sevgilerimle,

Oya Öztürk

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: